05.07.2019 - Güreşin Adresi & Güreş Dair

DAVUT YILMAZ

DAVUT YILMAZ

Kumru’nun önde gelen şahsiyetlerinden biri Davut Yılmaz Pehlivan’dır. Müezzinoğlu sülalesine mensup Pehlivan, dedesinin adını taşır. Dedesi, Erzurum Oltu’da, Ruslarla çarpışmış ve düşmana esir düşmüş. Üç yıllık esaret sonucu esir değişiminde vatanına dönebilmiş. Halk arasında Davut Kocaman denilen Gazi Davut’un oğlu Osman’ın, Davut, Abdullah ve Fatma isimli üç çocuğundan biridir kendisi. Annesinin dedesi ise sancak pehlivanı imiş.

1937 yılında Kumru-Karaağaç Köyü Kılıçlı Mahallesi’nde dünyaya gelen Pehlivan, henüz on bir yaşlarında iken babasının vefatı (1948) üzerine öksüz kalmıştır. Hüsne Abu denilen annesi, küçük Davut’a, geceleyin yağ, peynir, bal yedirirmiş onun sağlıklı büyümesi için. Kocasının henüz otuz iki yaşlarında vefatı sonrası dul kalan Hüsne Abu, ailesinin onun evini ayırması ile birlikte epey sıkıntı içinde kalmış geçim işleri sebebiyle. Anlatıya göre fakirliğin hüküm sürdüğü o yıllarda yalın ayakları ile tarlada çift süren Hüsne Abu, öküzlerden biri olmayınca icabında oğlu Davut’un boynuna koymuş boyunduruk denilen aleti. Yaz döneminde yaylaya çıkarlar patates yetiştirip satmak ve hayvan beslemek için. Elde edilen ürünler Fatsa’ya satmaya götürülüp satılır ve böylece evin ihtiyaçları karşılanırmış.

Böyle bir ortamda genç Davut, pehlivan olmak için köylerde güreşlere çıkar. Köyler, kasabalar ve şehirlerde düğünlere katılır güreşe çıkıp kazanmak ve bir iki metre bez (askı) alabilmek için. İnsanların çarık giydiği o dönemlerde pehlivanlara verilen ödüllerden biri de birkaç metrelik kumaş elbiseliktir. Ünye, Tekkiraz, Fatsa, Kargucak, Niksar, Sele, Erbaa gibi yerlere giden genç Davut, artık mühim güreşlerde boy göstermeye başlamıştır. Kendi kendini yetiştiren genç Davut, “Ben kendi kendime ortaya çıktım. Köyün insanları ile birlikte düğünlere gider güreşirdik. Köy düğünlerinde öğrendim güreşi. Elimden tutan fazla olmadı” demektedir. Her ne kadar Kılıçlı Köyü’ndeki arkadaşları ve akrabalarının nerede ise tamamı güreş bilen kişilerden oluşmuş ise de onun güreşi öğrenmesi, öyle anlaşılıyor ki, köylerde ve kasabalardaki güreş tecrübesi ile birlikte oluşmuş, ciddi bir gayret, emek ve güreş tutkusunun neticesidir.

Pehlivan’ın güreş hayatını askerlik öncesi ve sonrası diye ikiye ayırmak mümkündür. Askerlik öncesi daha çok Kumru ve civarındaki güreşlere giden, yerine göre yenen ve yenilgi alan biridir. Mesela askerlik öncesi Sıtkı [Takı] Pehlivan’ı hemen hiç yenemez iken askerden izine geldiğinde bir güreşte hemen bir hamlede onu yenen biri olacaktır. Konu ile ilgili hoş bir hikaye şöyledir: Davut Pehlivan’ın dedesi Gazi Davut, askerden izine gelen torununun filan yere güreşe gittiğini ve Sıtkı Pehlivan ile güreşeceğini bilir ve ikindi sonrası evinin bahçesinde kendisine getirilecek müjdeli haberi bekleyedurur. Derken oğlu İbrahim [İngav], biraz sonra eve gelir. Babası ne olup bittiğini sorar. O da, “Ne olacak, Sıtkı Pehlivan yine yendi bizimkini! diyerek muziplik yapar. Bunun üzerine Gazi Davut, ‘Deme yahu, desene bundan pehlivan falan olmayacak!’ diye söylenir. Bunun üzerine oğlu İbrahim, ‘Sen ne diyorsun baba, bizim Davut, Sıtkı Pehlivan’ı hiç tutturmadı, hemen bir çırpıda yendi onu!’” deyince Gazi Davut’un sevincine payan olmaz. Askerlik sonrası güreşi ise artık ülke sathına yayılmış haldedir. Köylüleri tarafından Pehlivan’a ‘Gıli’ lakabının verilmiş olması boyunun kısa ve fakat güçlü oluşu sebebiyledir. Ancak (Esme/Esma) teyzesinin oğlu Mehmet [Çapku] Hoca’nın görüşüne göre Pehlivan’a ‘Gıli’ denilme sebebi, vaktiyle Korgan taraflarında ‘Gılik Pehlivan’ isimli biri varmış. Davut Pehlivan’ın güreş tutması (ve muhtemelen fizikî yapısı) ona benzediği için kendisine böyle bir lakap verilmiştir. Askerliğini İstanbul Gülhane’de yapan Pehlivan’a, askerlik iyi gelmiştir. Düzenli ve disiplinli spor hayatı, düzenli yemek (karavana) ve sürekli eğitim dikkate alınınca bunun Pehlivan’ın tam da aradığı bir yaşam biçimi olduğu gözden kaçmaz. 

DAVUT YILMAZ – AKHİSARLI ARAP MUSTAFA

Askerlik dönüşü bir gün tarlada çalışırken asker arkadaşlarından biri, Pehlivan’ı ziyarete gelir ve tarlaya kadar yanına gider. Bakar ki, Davut tarlada çalışmaktadır. Pehlivan’a, ‘Bundan böyle nerede güreş varsa katılacağız. Böyle köyde tarlalarda vakit geçirmekle olmaz bu iş’ diye görüşünü beyan eder. Bunun üzerine Pehlivan, köyünden çıkar. Gidiş o gidiş olur. Aylarca evine uğramaz. Çocukları hemen her gün, babam bugün gelir belki diye kapıda, pencerede babalarının yolunu gözlerler. Köydeki evine gelirken bir bohça elbise ile gelen Pehlivan, kimi çocukları belki biraz büyümüştür diye onlara büyük beden elbise getirdiği de olur. Diğer pehlivanlara nispetle kısa boyu ve fakat tuttuğunu deviren yapısı ile katıldığı güreşlerde, “Nereden çıktı bu Ordu’lu ?!” dedirttirmiştir. Güreşlerde artık büyük orta, baş altı, baş güreşleri gibi destelerde boy gösterir. Gurbet ellerde, otel odalarında ömür süren Pehlivan, güreşlerden arta kalan vakitlerinde antrenmanla meşguldür. Bir konuşmasında, “Kaldığımız otellerde sabahlara kadar, el ense çekmek için duvarlara küt küt vururduk. Gürültüden durulmazdı!” demektedir. Bu şekildeki güreş tutkusu onu 1965’te Kırkpınar’a taşıyacaktır. 

Kendi ifadesiyle 1968’de başaltı birinci olduğu halde bu unvan verilmemiştir. 1969’da baş altı birincisidir. 1970’te rahatsız olmuştur. 1971’de ilk turda Ali Gürbüz, ikinci turda Aydın Demir, üçüncü turda Nazmi Uzun’u yener. Dördüncü turda Sabri Acar ile kalır. Akşam olur. Kendisi Sabri Pehlivan’ı bir hafta önce yaptıkları güreşte yenmiştir İstanbul’da. Bir takım hallerden dolayı Davut Pehlivan o yıl başpehlivan seçilmez. Edirne Belediyesi’nin Kırkpınar’a gelen pehlivanlarla yeteri kadar ilgilenmediği gerekçesi ile pehlivanlar boykota gitmişler ve ertesi yıl güreşten men edilmişlerdir. Bunlar içinde Davut Pehlivan da vardır. 1973’te ise Davut Yılmaz başpehlivandır. Güreşler kıran kırana yapılır. Davut Pehlivan 1973’te dört rakiple karşılaşır ve hepsini de pes ettirerek yener. Bunlar birinci turda İzmirli Kara Ali (Çelik), ikinci turda Babaeski’li Nazmi (Uzun), üçüncü turda Manisa’lı Mustafa (Yıldız) ve dördüncü turda Karamürsel’li Aydın (Demir)’dir. Böylece altın kemeri alır.

VEFAT ETMEDEN ÖNCE GÜREŞE DAİR PROGRAM YAPIMCISI MEHMET ÇELİK’İN
MERHUM DAVUT YILMAZ İLE YAPTIĞI RÖPORTAJ

1974’te ise başa güreşen Davut Yılmaz ile Kara Ali [Çelik] güreş tutarlar. Saatlerce güreşirler. Akşam karanlığı basar ve Kara Ali Pehlivan pes eder. Ancak hakem heyeti başpehlivanlığı ona verir. 1975’te yine bütün pehlivanlar Belediye’yi boykota gider. (Onun için 1975 yılının başpehlivanı yoktur). 1976’da belinden arızalanır Isparta’da. Bir miktar tedavi görür ve Kırkpınar’a gider. Ancak sabah koşusunda yine rahatsızlanınca güreşe katılmak istemez. Seyirciler sahaya inip Davut Pehlivan gelmeden güreşi başlatmak istemezler. Bunun üzerine Davut Pehlivan, yanında doktor ile birlikte sahaya gider ve rahatsız olduğunu belirtir. Bununla birlikte kendisinin 1974 ve 1975 yıllarında Elmalı güreşlerinde birincilikleri gibi daha nice yerlerde başı aldığı olmuştur.

Davut Pehlivan rahatsızlığı sebebiyle Kırkpınar güreşlerine bir daha katılamaz ve böylece güreş hayatına son verir. Kendisi güreşlere yirmi beş yılını vermiş ve tam verimli olduğu bir aşamada iken böyle bir durumla karşılaşmıştır. Sabri Acar, Mustafa Yıldız gibi isimleri yenebilen Davut Yılmaz, gerçekte Ahmet Taşçı’dan bile daha teknik güreşen biridir. “Güreşin ayrı bir karakteri vardır. Teknik, sıhhat, nefes ve cesaret. Bütün bunlar bir pehlivanda aynı anda olmalı. Biri eksik olduğunda güreş olmaz. Adam var demir gibi ama cesareti yok veya oyun bilmez ya da nefesi kesilir. Bu durumlarda güreş yapamaz. Bunlar aynı anda olmalı” diyor Davut Pehlivan. Dile getirdiği bu hususların hepsi de kendisinde vardır. Amcazadesi Dursun [Çapku] Pehlivan, bir keresinde, “Davut Pehlivan gibi güzel güreşen yoktu. Nefesi bol, yenici ve teknik güreşçi idi. Onun güreşi bir şekilde Allah vergisi idi” sözü de aynı hususa işaret eder. 

İbrahim İngav’ın şu sözleri dikkate değerdir: “Davut Pehlivan güreştiği pehlivanı alta aldıktan sonra ona bir de sarma vurduysa o pehlivan bir daha onun elinden kurtulamazdı ve eski güreşler kıran kırana olurdu. Bugünkü gibi puanlama sistemi olsaydı Davut’un elinden tutan olmazdı. Eskiden anlaşmalı güreş pek olmazdı. Davut Pehlivan bazen yiğit pehlivanların altında kalır ve biz, ‘Eyvah! Davut gitti’ derdik fakat o ne yapar yapar, rakibinin altından kalkar ve onu kaldırıp atardı.” Şükrü Çapku ise şöyle bir hatırayı nakleder: “Gölköy’de bir güreş vardı ve Davut Pehlivan askerden izine gelmişti. Orada Sıktı Pehlivan’ı devirmiş ve yenmişti! Hozukara’da Mehmet Pehlivan’a çıktı başaltını aldıktan sonra. Mehmet Pehlivan güreşte Davut’u altına aldı ve biz, ‘Eyvah! Davut ölecek’ dedik. Sonra Davut onun altından kalktı ve onu yarmaya kaldırıp attı. Oranın insanı, ‘Sen ne yaptın Mehmet Pehlivan! Yumruk kadar adam seni yendi ya!’ dediler. Mehmet Pehlivan da ‘Hayır hayır, o adam demir gibi. Bu adamdan Kırkpınar başpehlivanı olur dedi’ orada.”  

AYDIN DEMİR – DAVUT YILMAZ

Gerçekte 1968’de belini inciten Davut Yılmaz, 1969’da ciddi bir tedavi görmek istemiş, doktoru ona güreşi bırakmasını tavsiye etmiş. O ise ilaç tedavisini tercih etmiştir. 1976’da ağrıları nüksedince güreşi bırakmış. Sonraki aşamalarda güreş hakemliği yapmaya devam etmiştir. 1975’te annesi Hüsne (Abu) ile birlikte hacca gitmiş. (Diğer hacca gidişi, 2002 yılındadır). Hac dönüşü, güreşlere devam ederim düşüncesi ile sakal bırakmamış. Onun sakal bırakmaması bir takım dedikodulara sebep olmuştur. Hatta bölgenin tanınmış bir hocası, sakal bırakmadığı için onun güreşlerde ileri gidemeyeceğini dile getirdiği ifade edilmiştir. Lakin işin gerçeği Pehlivan’ın, bu dedikodulardan çok önceki yıllara uzanan bir rahatsızlığının olmasıdır. Davut Pehlivan’ın kendisini yenerek başpehlivanlığı aldığı Aydın Demir, 1976’da Kırkpınar başpehlivanı olur ve sonraki yıllarda da başarısın devam ettirerek altın kemeri alır. Halbuki Davut Pehlivan onu yenebilen biridir. Kırkpınar güreşlerine katılamayan Pehlivan’a kule hakemliği görevi verilir. Kırkpınar’dan Davut Yılmaz’a ulaştırılması için gönderilen tebligatlar, güreşler bittikten sonra onun eline ulaşır (veya ulaştırılır!). Üç yıl peş peşe hakemliğe katılamayan Pehlivan’ın elinden böylece hakemlik de alınmış olur. Aslında Davut Pehlivan güreşi bırakmış değildir. Bir keresinde Samsun’da kendisiyle karşılaştığı Bekir Şahinal Pehlivan, Davut Pehlivan ile hasbihal eder. Ticaretle uğraşan Davut Pehlivan, aldığı malları kamyonla Kumru’ya gönderir ve ertesi günü Samsun’da, Bekir Pehlivan’la güreş tutar ve onu yener. Bunun üzerine Bekir Pehlivan, Davut Pehlivan’a Kırkpınar’a gelmesi için ne kadar ısrar etse de Davut Pehlivan, ‘Ben artık güreşi bıraktım, olmaz’ diye cevap verir. Şu kadar var ki, kendisi güreşi bıraktığı halde onu zoraki güreşe çıkaranlar da olmuştur. Nitekim 1981’de Ordu’da (top sahasında) Davut Pehlivan’la güreş tutan 1980 yılının başpehlivanı Mehmet Güçlü’yü beş dakikada yener. 

Pehlivan’ın katıldığı kimi panayırlarda taraf güreşleri de olur ve o yörenin ağalarının, kendi pehlivanlarının kazanması için baskıları da söz konusudur. Hatta bir keresinde Davut Pehlivan’ın, “Şu anki aklım olsaydı, o dönemin şartlarına göre iki fedai taşırdım yanımda ve beni girdiğim güreşlerde korurlardı” dediğini naklederler. Kendisine bu yönde soru yönelttiğimizde, “Hayır, mühim olan güreşçinin yapacağı şeylerdir. Diyelim böyle bir durum söz konusu, siz de güreşçi olarak katılmazsınız güreşe. Kaldı ki, Kırkpınar’da zaten asayiş var. Bu tamamen güç, teknik meselesi” demekle yetinmişti. Ancak Pehlivan’ın, mahallesinden güreş tutan yakınları, eski düğünlerde ve bir kısım yörelerde ağalık geleneğinin devam ettiği devirlerde bu tür taraf güreşlerinin olduğunu ifade etmişlerdir. Anlaşılan o ki, Pehlivan, güreş hayatı boyunca yaşadığı bir takım sıkıntıları, tehlikeleri, kimsesizliğini anlatmaya pek taraf değildi.

DAVUT YILMAZ – SABRİ ACAR

Davut Pehlivan 1978’de Kumru’da ticaret hayatına atılır. Kumru’da on yedi yıl müddetle 1983’ten itibaren ANAP’tan Kumru ilçe başkanlığı da yapar. Spor hayatı yanında siyaset ve ticaretle hareketli bir yaşam sürer. Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde, Davut Pehlivan’ın da katkılarıyla Kumru ve civarı epey devlet yatırımı alır. Pek çok köy yolu yanında Kumru’ya hastane, kapalı spor salonu, belediye binası,  futbol sahası, PTT binası, polis karakolu gibi hizmet binaları yapılır.

Pehlivan ibadetlerine düşkün biridir aynı zamanda. Abdulkadir Hocaoğlu şöyle bir anısını anlatır: “1965’lı yıllardı galiba. Ben çocuğum o zamanlar. Perşembe Yaylası’ndayız ve panayır var. Sıra baş güreşlerine gelmiş. Davut Pehlivan da başa güreşiyor ama ortalıkta yok. Millet, Davut Pehlivan’ı arıyor. Oradakilerden biri, ben onu camiye giderken gördüm, dedi. Meğer Davut Pehlivan vaaz dinlemeye gitmiş. Orada namazı kıldıktan sonra güreşe gelip başı almıştı.” Onun bu türlü ibadetlerine düşkün olmasında aldığı aile terbiyesi ve özellikle annesinin büyük katkısı vardır. Kendisi Kumru’da, Merkez Camii’nin müdavimlerindendi. Davut Pehlivan, Fatma Hanımefendi ile 1959’de evlenir. Bu evlilikten beşi kız, üçü erkek olmak üzere sekiz çocukları olur. Hayatında kanaat ehli biri olarak yaşayan Davut Pehlivan fakirliğin ne olduğu bildiği için fevkalâde tutumlu olarak hayat sürmüştür. Aile hayatında oldukça mazbut, sertlikten uzak, küs durmak ve kin tutmak nedir bilmeyen, sağlığına dikkat eden biri olarak yaşamıştır. 

Pehlivan hakkında bir takım efsaneler de vardır. Bunlardan biri, Hüsne Abu’nun rüyasında, Pehlivan’a dokuz çift manda (kömüş) kuvveti verildiğini görmüş olduğu şeklindedir. Bu tür efsaneleri bir kenara bırakabiliriz lakin bir keresinde Pehlivan’ın başından şöyle bir hadisenin geçtiği vakidir. Günün birinde Elekçi Irmağı’na sel gelmiştir ve kadının biri köy değirmeninden merkebi ile evine geri dönerken merkep ırmaktan ürker ve geçmek istemez. Kadın ne kadar uğraşsa da hayvanı karşıya geçiremez. Bu durumu gören Pehlivan, o kadına, ‘Sen şöyle bir kenara geç bacım’ der ve un çuvallarını (zahra/zâhire) omuzlayıp öte yakaya geçirir. Sıra merkebe gelmiştir, onu da omzuna vurur tahtadan yapılmış köprüden öteye geçirir!  

Bugün Kumru Kapalı Spor Salonu’na Davut Yılmaz’ın adı verilmiştir. Kumru’nun Samur Mahallesi’ndeki dükkanında uzun yıllar ticaretle uğraştı. Dükkanında hemen her daim yanı başında eski pehlivanları ve güreş tutkunlarını görmek mümkün idi. Ata sporumuz olan güreşe, bir futbol kadar önem verilmemesinden müşteki idi. Birkaç yıldan beri kalp yetersizliği ile birlikte nefes darlığı yaşıyordu. Hastalığı zamanla ilerlemiş, çocukları onu Samsun’da hastaneye kaldırmışlar. Hastanelerden birinde enfeksiyon kapmış ve bu rahatsızlığı ilerlemiş. Çoklu organ yetmezliği sebebiyle seksen iki yaşında 30 Ocak 2019 Çarşamba günü Rahmet-i Rahman’a yürüdü. 31 Ocak Perşembe günü ise Kumru Karaağaç Köyü Güllük Camii Kabristanlığı’nda annesinin yanına defnedildi. “Benim gır (kır) kafalı oğlum!” diye severdi annesi Hüsnâbu onu. O da annesinin bir dediğini iki etmezdi. Burada onun spor hayatı ile ilgili özet bilgi vermeye çalıştık. Konu ile ilgili yazılmayan nice hikayesinin olduğu kanaatindeyim. Kendisine rahmet diliyoruz, mekanı cennet olsun.   

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ